Cezayir'deki OPEC toplantısının kıyısında, Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Saddam Hüseyin ile İran Şahı Muhammed Rıza arasında (6 Mart 1975) Cezayir Anlaşması adıyla bir anlaşma yapıldığını hatırlatmak gerekir. Bu anlaşma, Eylül Devrimi karşı gerçekleştirilmişti. Ancak rejimin birbirini izleyen genel aflarına ve Şah rejiminin devrimcileri geri dönmeye ve devrimci liderliğe sırt çevirmeye zorlayan tehdit ve baskılarına rağmen, çok sayıda devrimci, kendi halkına karşı ülkenin bir kısım toprak ve suyunu haraç mezat satan ve o kampta ikamet eden o yönetimin otoritesi altına dönmeyi reddetti.

Uluslararası insancıl hukukun temellerinde belirtildiği gibi, tüm askeri çatışmalarda tarafların yalnızca askeri hedefleri hedef alması gerekir; siviller grup veya birey olarak hedef alınamaz. Zive Kampı'na yapılan saldırı bir suç olarak kabul edilir. Tam da bu uluslararası hukuk temelinde, Başkan Mesud Barzani bu suçun 35. yıl dönümü münasebetiyle yayınladığı mesajda şunları söylüyor: "Zive felaketi Irak devletinin kara sayfalarından biridir ve asla unutulmayacaktır." Yani sorumluluk Irak'a aittir, çünkü uluslararası hukuka ve suçun tanımına göre, Zive Kampı'na yapılanlar, bir eylemin suç teşkil etmesi için gerekli olan iki temel unsuru da barındırmaktadır: Birincisi, suçun savaşta doğrudan rolü ve katılımı olmayan kişilere karşı işlenmiş olması. İkincisi, savaş bahanesiyle yapılmış olması, yani savaşın bu tür bir suç için bir sebep, zemin veya fırsat yaratmış olması. Başka bir deyişle, suç savaşın amaç ve hedeflerini tamamlamaya yönelikse.

Uluslararası insancıl hukukta; cinayet, soykırım, insanlıktan çıkarma, etnik temizlik, insanlar üzerinde ahlaka aykırı deneyler, yargısız infaz, kitle imha silahlarının kullanımı, devlet terörü, devlet destekli terör, kaçırma, zorla kaybetme, çocuk asker kullanımı, keyfi hapis, köleleştirme, işkence, tecavüz, siyasi baskı, ırk ayrımcılığı ve insan hakları ihlalleri, planlı ve yaygın bir şekilde gerçekleştirildikleri takdirde insanlığa karşı suçlar olarak kabul edilir..

O halde bu uluslararası sınıflandırmalara göre, mültecilere ayrılmış ve sivil halkın yaşadığı Zive Kampı'nın bombalanması uluslararası bir suçtur. Çünkü kampın tüm sakinleri Güney Kürdistan vatandaşlarıydı ve o zamanki Irak hükümetinden korktukları için kendi yurtlarını terk edip bu kampa yerleşmişlerdi. Aynı zamanda Irak, İran İslam Cumhuriyeti ile savaş halindeydi ve Irak'ın bu kampa karşı yaptığı şey, savaşın amaç ve hedeflerini tamamlamaya yönelikti; bu da suçtur. Bu konuda, kampın sakinlerinden biri olan Xoşewî Elî Kanyelincî, kdpinfo sitesine verdiği demeçte şunları söylemiştir: "1980 ile 1988 yılları arasında, İran-Irak savaşı devam ederken Zive 9 kez hedef alındı ve bombalandı. Bu, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'ne göre İran'da siyasi mülteci statüsünde olmamıza rağmen gerçekleşti. Hayatımız ve onurumuz korunmalıydı, ancak tüm insani değerlerden, uluslararası hukuk ve kurallardan uzak bir şekilde Irak rejimi, mülteci kadın ve çocukların kanına girdi."".

Ayrıca suçun büyüklüğü ve yaralılar ile şehit aileleri üzerindeki psikolojik ve fiziksel etkileri hakkında şunları söylemiştir: "Bu hava bombardımanında yaklaşık 150 mülteci şehit oldu ve yaklaşık 400 mülteci yaralandı. Şehitler arasında parçaları bile bulunamayanlar vardı. Yaralıların bazıları ise yaralarının ağırlığı nedeniyle hala acı çekiyorlar."

Başkan Mesud Barzani suçtan hemen sonra kampa ulaşan, acılı vatandaşlarla görüşen ve suçun boyutunu kendi gözleriyle gören biri olarak, o zamanki Irak hükümetinin Kürt halkına karşı işlediği suçlar üzerine yaptığı bir halk toplantısında şunları söyledi: "1985 yılında Zive bombalandığında, tahmin edilemeyecek türden bir suçtu. Oraya hemen ulaştım. İnanın hayatımda o manzaraların gözlerimin önüne gelmediği bir gün bile geçmedi. Başsız çocuklar, ikiye bölünmüş çocuklar, tarif edilemeyecek kadınlar ve benzeri şeyler gördüm. O sırada aslan bir kadın gördüm, dört oğlunun et parçalarıyla dolu torbasını bırakıp geldi, bana sarıldı ve 'Gözyaşlarını görmek istemiyorum, iki oğlum daha kaldı, onlar da Kürdistan'a kurban olsunlar' dedi."

Suç anında sekiz yaşında olan Fehime Ramazan, engelli kalmasının yanı sıra annesi ve erkek kardeşi de bombardımanda şehit olmuştu.. Ayrıca yine bombardıman yaralılarından Gülîşan Xalid, bombardıman nedeniyle bir bacağını kaybeden Hesen Sofî, bombardımanda eşini şehit veren ve oğlu da engelli kalan Ayşe Sorakanî, hala fiziksel ve psikolojik acılar çekmekte ve olay zihinlerinde canlılığını korumaktadır.

Aynı zamanda, Zive şehitlerinin yaralılarının iniltilerini, parçalanmış ve yanmış bedenlerini gören herkes, o zamanki Irak rejiminin vahşetini ve Kürdistan halkının mazlumiyetini çok iyi anlamıştı. Ancak Zive mültecilerinin direnişi ve kahramanlığı, Anne Amina ve Kürdistan halkının diğer yüzlerce örneği, düşman ne kadar acımasız ve silahlı olursa olsun Kürt halkının özgürlük iradesinin önünde duramayacağının herkes için açık bir mesajıdır. Şöyle demişti: "Düşman bizi parça parça etse bile asla teslim olmayacağız, çünkü Kürdistan mücadele kültüründe boyun eğmek yoktur."

Irak hükümetinin Zive Kampı'na yönelik hava saldırısı, yürürlükteki uluslararası yasalara göre insanlığa karşı bir suçtur. Irak'ın özgürleşme sürecinden ve Yüksek Suçlar Mahkemesi'nin kurulmasından sonra, bu bombardıman suçuna dair tüm belgeler Kürdistan Bölgesi Hükümeti tarafından söz konusu mahkemeye sunulmuş olsa da, bugüne kadar bir yanıt alınamamıştır.

Kaynaklar:
  1. Kürdistan Demokrat Partisi Ansiklopedisi Arşivi
  2. Serkewt Celil, Uluslararası Ceza Hukuku Işığında Xurmatu Olayları, Araştırma.
  3. 33 3- Zive Kampı'nın bombalanmasının üzerinden ... yıl geçti | Rudaw.net (rudaw.net)
  4. İnsanlığa karşı suçlar - Vikipedi, özgür ansiklopedi (wikipedia.org)